
İstanbul'dan bir yapı: Balaban Ağa Camii
Fatih'te bir zamanlar Harikazadeler Sokağı üzerinde yer alan Balaban Ağa Camii, anıt mezar olarak inşa edilmiş, şapel olarak kullanılmış ve sonradan camiye çevrilmiş; 1911 yangınında harap olup 1930'da yıkılmıştır.
Balaban Ağa Camii ya da Balaban Ağa Mescidi, İstanbul'un Fatih ilçesinde, bugünkü Balabanağa Mahallesi sınırları içinde yer alan ve geçmişte Harikazadeler Sokağı üzerine denk gelen bir noktada bulunuyordu. Yapı önce bir anıt mezar olarak inşa edilmiş, sonra şapele, daha sonra da camiye dönüştürülmüş; 1911'deki bir yangında harap olduktan sonra 1930'da yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Mahalle, adını bu camiden almıştır.
Yapının kökeni 5. ya da 6. yüzyıla dayanır. Arif Müfid Mansel'in başkanlığında 1930'da yapılan kazı çalışmaları, yapının bir anıt mezar olarak inşa edildiğini ortaya koymuştur. Alfons Maria Schneider, VII. Konstantinos'un listelediği imparatorluk ailesine ait anıt mezarlar arasında yer almamasından yola çıkarak yapının muhtemelen zengin bir aile üyesine ait olduğunu düşünür. Ernest Mamboury ise mimari benzerliğinden hareketle yapının bir vaftizhane olarak inşa edilmiş olabileceğini öne sürmüş, ancak Semavi Eyice bu görüşü mesnetsiz bulmuştur. Yapının bir kiliseye ya da kilise müştemilatına ait olduğunu söyleyen çeşitli kaynaklar da vardır; Hüseyin Ayvansarayî bir kiliseden çevrildiğini yazarken Andreas Mordtmann, Theotokos Kilisesi'nin bir parçası olabileceğini belirtmiştir. Eyice ise yapının konumunun kaynaklarda açıkça belirtilmediğini vurgulayarak bu görüşü şüpheli bulur.
Şapelden camiye dönüşüm
- yüzyılda yapı önemli bir onarımdan geçmiştir. Bu dönemde temel duvarları arasına dört duvar ve bunları örten bir kubbe inşa edilerek alttaki mezarların bulunduğu kısım bir mezar odasına çevrilmiş, eski mezarlar açılarak yeni naaşlar defnedilmiştir. Duvarlardaki mermer kaplamalar sökülüp yerine alçı taşı kaplama ve freskler yapılmıştır. Mansel, bir mezar stelindeki 1341 ya da 1342 tarihinden yola çıkarak bu onarımın söz konusu yıllarda gerçekleştiğini, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında yapının tahrip edilmiş olabileceğini öne sürer. Bu dönemden itibaren yapı bir şapel olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Yapı, II. Mehmed dönemi Sekbanbaşısı Balaban Ağa bin Abdullah adına kurulan bir vakfa bağlı olarak Mart ya da Nisan 1483'te camiye dönüştürülmüştür. Balaban Ağa'nın kimliği kesin olarak bilinmemektedir; Eyice, İstanbul'un fethine katılan ve Akçahisar Kuşatması sırasında ölen Balaban Paşa'ya ait bir hayrat olabileceğini belirtir. Vakfiyede on hücre, üç dükkân ve bir sıbyan mektebi de yer alıyordu; giderleri Ayasofya Vakfı tarafından karşılanıyordu. Camiye dönüştürülmesiyle birlikte yapıya mihrap, minare, son cemaat yeri ve pencereler eklenmiş, minareye çıkan merdivenin engellediği eski giriş kapatılarak kuzeybatı yönüne yeni bir giriş açılmıştır.
Mimari özellikleri
Çapı 10,60 metre olan yapı neredeyse dairesel planlıydı; batı tarafında daire bozulup düzleşirken doğu tarafında apsis benzeri dikdörtgen bir çıkıntı bulunuyordu. İç kısmı altıgen plana sahipti ve altı nişten oluşuyordu; giriş nişi dışındaki beş nişe birer pencere açılmıştı. Nişler arasındaki payeler kemerlerle birbirine bağlanıyor, bu altı paye üzerine oturan kubbenin üstünde kiremit kaplı ahşap bir çatı yer alıyordu. Güneybatıdaki payenin üzerine tuğladan bir minare, doğu ile güneydoğu nişleri arasındaki payeye ise mihrap eklenmişti. Batı ve kuzeybatı kısımlarında son cemaat yeri, diğer cephelerde ise duvarla çevrili bir hazîre bulunuyordu.
Yapının mimarisi, araştırmacılar tarafından çeşitli Bizans dönemi yapılarıyla karşılaştırılmıştır. Harald Koethe, yapıyı Havariyyun Kilisesi yakınındaki I. Konstantin'in anıt mezarının bir benzeri olarak nitelerken Eyice bu görüşü haklı bulur; ayrıca yapının Selanik'teki Rotunda ile benzerlikler taşıdığını belirtir. Rudolf Naumann ile Hans Belting ise yapıyı, Antiohos Sarayı'nın Aziz Eufemia Kilisesi'ne çevrilmesi sırasında eklenen anıt mezarlarla kıyaslamıştır.
Duvarlar ilk dönemde mermerle kaplıyken sonradan alçı taşıyla kaplanmış ve üzerlerine 14. yüzyıla ait, izlenimci üslupta freskler işlenmiştir. Bu freskler arasında bitki motifleri, geometrik desenler ve bir kitâbe parçasının yanı sıra insan tasvirleri de bulunuyordu; Mansel, bir freskteki kırmızı çizgili sarı kanatların bir melek tasvirine ait olabileceğini belirtmiştir.
Yıkım ve günümüz
Yapı 1660, 1693, 1718 ve 1782 yangınlarından etkilenmiş olabileceği düşünülse de asıl büyük hasarı 23 Temmuz 1911'de çıkan yangında almış ve harap olmuştur. Yangın sonrasında yapılan şehir planlamasında, caminin bulunduğu noktadan yeni açılacak Harikazadeler Sokağı'nın geçecek olması nedeniyle yapının yıkılmasına karar verilmiş ve Vakıflar İdaresi tarafından 1930'da enkazcılara satılmıştır. Üst kısmı tamamen yıkıldıktan sonra durumdan haberdar olan İstanbul Müzeleri'nin girişimi ve Amerikan Bizans Enstitüsü'nün desteğiyle 8 Nisan-1 Mayıs 1930 tarihleri arasında Arif Müfid Mansel başkanlığında bir kazı gerçekleştirilmiş, ardından yapı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Kazıda ortaya çıkan bazı parçalar İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergilenmeye başlanmıştır. Bugün yapının bulunduğu alanın bir kısmı Harikazadeler Sokağı üzerinde kalırken bir kısmında bir otel bulunmaktadır.
Bilgi kartı
- Tür: cami
Metin: Vikipedi'deki “Balaban Ağa Camii” maddesinden uyarlandı (CC BY-SA 4.0). Fotoğraf: Paspatēs, Alexandros Geōrgiou, 1814-1891. [from old catalog] · Public domain (Wikimedia Commons).
Kaynak: Vikipedi · kaynak madde
Bu içerik yatırım danışmanlığı kapsamında değildir; genel bilgilendirme amaçlıdır. Hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.



